31 Mart 2008 Pazartesi

Seneler içinde arkadaşlık...

Son zamanlarda hayatım epey hareketli geçiyor blog-kun. 5-6 sene önceki halimle şimdikini karşılaştırıyorum da, "eheh, heyt be neydim ne oldum ben" desem yeridir. Hele ki birkaç ay önceki halimle şimdikini karşılaştırsam, orada da hatırı sayılır bir fark görebiliriz sanırım. Yine de 4 aşamada kendimi karşılaştırsam iyi olacak.

5-6 sene öncesinden bahsedeyim önce...

Arkadaşlık, hatta gerçek arkadaşlık pek aradığım bir vasıftı lise döneminde... Şu anda lisemden 1-2 kişi ile ayda bir msn den konuşmayı saymazsak, görüştüğüm kimse yok aslında. Aynı zamanda özel okulda okuduğumdan ve okulun bizim hemen arkamızdan kapanacak kadar kötü(daha doğrusu boş) durumda olduğundan olsa gerek, "gerçek arkadaşlık" kavramını oluşturabileceğim fazla kimse yoktu. Yaş da önemli bir etkendi tabii, ilkokul 3'ten beri sınıfın en küçüğü olmaya alışmıştım bir kere, ancak bu lise'de, daha doğrusu insanların blu (blue ? blüü ? bülü ? rerö ?) çağını atlatıp kendilerinin farklarına vardığı bir dönemde benim onlardan farklı olduğumun kesin bir göstergesiydi. Aramızda 1-2 yaş değil, bir dönem duruyordu bir çoğuyla... Dolayısıyla dışarı gitmek, gezmek, takılmak ya da görüşmek çok yapamadığım eylemlerdi. Özlemini duyardım. Yine de bu süre zarfında gerçekten arkadaşım diyebileceğim 2 kişi vardı, ki onlarla da zaman içinde değişiklikler yaşamadım değil.

3-4 sene öncesine geldi sıra...

İşte ! Üniversite öğrencisiydim artık. Gerçi aldığım puan güzel bir puan olsa da ( 349/380 ) 3 yaşımdan beri istediğim o mesleği, yani bilgisayar mühendisliğini güzel bir üniversitede okumam için küçük bir engeldi. Ancak yıldırmadı, girdim bir yere. Hayatımın hatasıydı diyemiyorum, ilk 1-2 sene hiçbir sorun görmedim ancak şimdilerde "keşke..." diyorum. Gittiğim üniversite yine küçük bir yer oldu, etkinlik ya da üniversite yaşamı anlamında pek birşey göremedim. Ancak burada aklını başını almış, ya da mesleki anlamda da olsa bir ortak noktada buluşmuş bir sürü insanla arkadaş oldum. Hayatım bu aralarda biraz renklendi diyebilirim, daha çok dışarı çıkmaya, biraz daha asosyal yaşamımdan uzaklaşmaya başladım. Hatta ne ilginçtir ki, "kampüste kalıpta muhabbet edelim, eve dönmek sorun değil benim için" diyen kişilerin başını çektim bir aralar, eve gitmek isteyenleri engelledim, kendimi kendime zıt birşey haline getirdim! Herşey iyiydi , güzeldi de, sanki birşeyler eksikti. Güzel muhabbet ettiğim, ortak noktalarda buluştuğum bu insanlarla maalesef uyuşamadığım noktalar oluyordu, bazıları elinden gelmeyen, bazıları gelen sebeplerle... Bazıları kişisel, bazıları genel sebeplerle... Evet çok fazla sayılmazdı, ama bu benim onlara karşı bir maske takmamı gerektiriyordu. Normalde ettiğim muhabbetleri etmemi, hobilerimden bahsetmemi, yaşamımı birebir aktarmamı engelleyen bir maske, bir kamuflaj.

1 yıl kadar önce, hatta bir kaç ay...

İşte bu dönemler, bir önceki dönemimdeki maskemi indirme kararımı aldığım sıradaydı. Kendimi daha fazla insanlara göstermeye başlamıştım. Hobilerimi onlara aşılamaya çalışıyor, ya da kendimden daha fazla şeyi konuşmama katıyordum. Ha, söylemeyi unuttum, üniversitedeki grup olarak oldukça geyik bir grup sayılırız ve genelde birbirimizle dalga geçeriz, bu normal hayatta kötü birşey olmasa da, birkaç günden 1-2 aya kadar sürebilen bir dönemin ilgi ve dalga odağı yapıyorsa sizi, bazen garip etkileyebiliyor. Hobilerimi anlattıkça, kendimi daha fazla açtıkça biraz daha fazla "dalga odağı" oldum ve durdum. Durdum, çünkü sonu hiç iyi olmayacaktı... Bilgiye olan merakımdan ve wikipedia gibi sitelerde geçirdiğim zaman ve bunu karşımdakine aktarma isteğimden olsun, "gereksiz bilgi deposu" oldum. Anime izlediğim için "çizgifilm seven çocuk" oldum. "Kuul" tavırlar sergilemediğim, kasıntı dolaşmak yerine hayatı free yaşayan bir insan olduğum için, her zaman güldüğüm ve saçmalıklar yaptığım ve en önemlisi eğlendiğim için "mal" oldum. Evet bunların hiçbirisi gerçekten kastedilmedi bana karşı, birbirimize bir çok lakap taktık ama kendim olmaya çalıştığım, maskemi indirdiğim için direk içime aldığım bu darbeler, bir süre sonra etkiledi beni. Kendimi yine sınırlandırdım, arayışa düştüm.
Üstelik ilk dönemimde bahsettiğim 2 arkadaşımda artık yok sayılırdı. Bir tanesi kendisini oldukça üniversiteye kaptırmıştı, uzun zamandır görüşmüyorum (bu aralar 3 sene falan oluyor, msn'de nadiren konuşuyoruz). Öbürü ise Amerika yollarına düştü, 1.5 senedir Türkiye'ye ayak basmadı, gerçi onunla msn'de her gün görüşüyoruz da, yerini tutmuyor tabii...
Kısaca, yalnız kalmıştım yine...

Ve bugün...

Bugün, beni ben olduğum için kabullenen, yanlarında maske takmaktan asla çekinmeyeceğim, beni böyle seven ve kendilerini maske takmadan böyle oldukları için sevdiren bir çok arkadaşa sahip oldum. Son 3-4 aydır bu arkadaşlarla konuşmayı ihmal etmiyorum hiç, bir çoğu kafa yapıma oldukça uygun kişiler... Son 8 haftasonumun 6sı bu arkadaşlarla birşeyler yaparak geçti. Hafta içi msn muhabbetleri ya da mini-buluşmalar, ya da ona benzer şeyler de cabası... Hatta yüz yüze görüşemediklerimle yaptığım muhabbetler de artısı. Duyduğum özlem sona erdi desem yeridir, umarım bu kişileri kaybetmem...

Sen, 2.sıradaki kız !


Bloguma yazı yazmıyormuşum hıh! Tam da yazmaya girişip nelerden bahsetsem diye düşünürken birisinin (evet, sen 2.sıradaki, beni görmek için zıplayıp duran genç öss öğrencisi kız! , senden bahsediyorum !) gelipte yazı yazmıyorsun demesi ilginç. Senin gibi günde 2132019 yazı yazmıyoruz, 2139812 günde bir yazı yazıyor ama güzel yazıyoruz ! HIH !

Normal yazıyı kısa aradan sonra görürsünüz, sanırım...

19 Mart 2008 Çarşamba

Hayat Tamamen Yaptığımız Seçimlerden İbaret

Çok düşündüğüm, ve aslında herkesin aklına bir kere takılan bir olaydır sanırım bu. Hayatımızın aslında bir seçimler bileşkesi olduğu... Ne, nasıl, nerede ve ne zaman olduğumuz tamamen önceki seçimlerimiz sonucunda oluşuyor. Hayatımız bir olasılıklar topluluğu ve yaptığımız her seçim bir parçasını imkansız kılıp gelecek kümesinden birşeyleri çıkartıyor.

Öyle büyük hareketler de değil aslında, ufacık bir hareketin yaratacağı x kişisiyle etkileşim, o etkileşim sonucunda ortaya atılan bir laf, o lafın getirdiği fikirler sonrası değişen düşünce yapısı ve zamanlar, başkalarıyla konuşurken ilk aklınıza gelen ve başka seçimler yapmanıza yön veren seçimler.

O ufak hareketin aslında siz kaynaklı olmasına bile gerek yok. 2 arkadaşınızın kavga edip küsmesi yüzünden 2 farklı masa arasında seçim yapmanız gerekebilir. O gün eve hiç ekmek alınmamış olması sizin bakkala gitmenizi ve önemli bir konuşmayı kaçırmanızı sağlayabilir. Dün yaşanan önemli bir olayın televizyonda izlediğiniz programın yayınını keserek haber verilmesi sizin zevkinizi yok edebilir ve o programı yarım bırakmanızı, üstelik yarın sabah o program hakkında yapacağınız muhabbeti yapamadığınızdan başka bir konudan bahsedip saçmalamanızı, o saçmalama yüzünden arkadaşınızın sizinle dalga geçmesini sağlayabilir. Örnekler o kadar çok ki aslında.

Fakat ne olursa olsun, önemli olan yaptığımız seçim sayesinde dimdik ayakta durabilmek. Az sonra gireceğiniz sınava dün hiç çalışmamayı tercih ettiyseniz (o günkü en önemli dönem dersinin sınavına çalışmışsınız çünkü -ve geçtim o dersi :P) sınav öncesi "Niye çalışmadım yaa?" değil, "Çalışmadım ve bu benim kendi kararımdı" demeyi bilmeli, ardından hayatınıza olduğu gibi devam etmelisiniz.

Bugün sabahtan beri bu konu aklımdaydı aslında. Ve dikkatli bakınca, günümü normal bir günden farklı hale getiren bir sürü farklı seçim yaptım aslında... Ancak her insan gibi öyle olmasaydı ne olurdu diye düşünmüyor değilim, hem de seçimi yaptıktan hemen sonra. Yine de dimdik ayaktayım.

Siz siz olun, bu seçimleri düzgün yapın. Kendi hayat kümeniz sizin ellerinizde...

18 Mart 2008 Salı

Denge

Bu aralar hayatımın bir denge üzerine kurulu olduğunun düşüncesindeyim. Aslında hep öyle de, bu aralar biraz daha sırıtıyor bana karşı bu şey. Son günlerim oldukça eğlenceli geçmekte, uzun süredir beklediğim oyunlar olsun, yapmasının hayalini kurduğum işler olsun, yeni yeni dostluklar olsun iyi gidiyor. Ama bir o kadar hayatın ciddiyetinden uzaklaşıyorum gibi, fazla eğleniyorum sanırım ?

Hayatını oyun olarak gören birisi için eğlenmek bu kadar sorun olmamalı. Ancak bir şekilde yaşamımın öbür taraflarını da dengelemem gerekiyor sanırım.

Şu blog'u biraz daha adam etsem iyi olucak sanırım, millet chatbox müzik falan ekliyor yahu benim neyim eksik... Bir de gerçekten takip edebileceğim birkaç arkadaşımın blog'unu RSS olarak kurayım aslında :P

07 Mart 2008 Cuma

Blog'um vardı benim ya ?

Bugün Can'ın "blog'umu okudunuz mu?" demesi üzerine farkettim, blog'um vardı benim de ?!

Zaten ne kadar gereksiz birşey olduğunun farkındaydım ama okuyan olduğunu bilmekte hoştu, farketmemiştim. Demek ki özen göstermekte yarar varmış hakkaten.