25 Aralık 2008 Perşembe

Huzursuzluğa Sarılmak

Huzursuzluğa sarılmak nedir bilir misiniz? Bir şeye, daha doğrusu bir canlıya kucağınızı açtığınızda, o canlıyı kavradığınızda size gelen duyguların sıcak olması yerine soğuk duygular olmasını? Kendinizi en sağlam tutmanız gereken anlardan birisi aslında, kendinizden önce önünüzdekinin dayanabileceği bir destek olabilmek için.

Bir canlının enerji yaymasına inanırım, hani derler ya "pozitif/negatif enerji aldım" diye... Tabii bu olay sadece doğaüstü bir şekilde yer etmez kafamda, insan davranışları, hareketleri, mimikleri ve söyledikleri de bu enerjiyi yorumlamakta önemli rol oynuyor. Şimdi bu nereden çıktı derseniz, bu enerjinin algılanmasında mesafe de önemli rol oynar bence. Bir kişiye ne kadar yakın duruyorsanız, o kişiyi o kadar iyi anlayabilirsiniz; ve "temas" son noktadır. İşte iki konu burada birleşiyor: Eğer huzursuzluğa sarılıyorsanız yoğun bir negatif enerji akımı yanında belki sarılmanın verdiği rahatlamayla ufakta olsa bir pozitif enerji kırıntısı geliyor size öyle durumda. Bu durumda kendi pozitif enerjinizi de önünüzdeki kişiye aktarmanız şart.

Bu olayı gerçekten hayatımda düşündüğümde birkaç örnek geliyor aklıma, sarıldıklarım acı bir haber yüzünden bana ağlayan bir arkadaştan, hasta olduğu için çaresiz bir şekilde titreyen bir kediye kadar gidiyor.

Peki ya karşınızdakinin ihtiyacı olduğunu bildiğiniz halde ona sarılamayacak durumdaysanız? Bunun nedenleri de farklı olabilir; ya yeterli bir destek değilsinizdir, ya karşınızdaki sarıldığınız anda parçalanacaktır, ya da sarılmanın sonuçlarına katlanacak durumda değilsinizdir. Hangisi olursa olsun, üçünde de kişi karşınızda durup bu kadar yakınken, karşınızdakinin tüm enerjisini hissedebilirken sorununu tam kavrayamamak, yeterince destek olamamaktır hissedilen...

Bu düşünce hakimken tabii sarıldığınızda pozitiften çok negatif enerji yaymanız da mümkün ya, neyse...

17 Aralık 2008 Çarşamba

Nasıl bir yarış?


Bu sefer 1 ay sonra tekrar döndüm buralara, tabii daha çok kontrol eder olsam da sayfayı, yazacak şeyler olması için yaşanmış şeyler de olması gerekiyor...

Şu sıralar olaylar bağlantılı olduğundandır tabii, yine bir alttaki konuya devam ve geliştirme niteliğinde olacak bu yazı da.

Beklemeyi sonu gelmez bir yarış olarak düşündüğümde, ne tarz bir yarış olduğunu da belirlemek geldi aklıma... En başta olayı bir koşu yarışı olarak düşündüm. Hedefi göremediğiniz, bitirmeye yakın ya da uzak olduğunu göremediğiniz bir yarış. Sadece koştuğunuz, ve en önemlisi tek başına koştuğunuz bir yarış. Sizi tribünlerden izleyen, uzaktan bağıran bir sürü kişi oluyor ve bazen onların desteğini yanınızda hissediyorsunuz ama o gözükmeyen bitişe doğru koşan kendinizden başkası olmuyor.

Peki hedef gerçektende orada mı bekliyor bizi? Amacımız gerçektende oraya ulaşmak mı? Bu noktada hata olduğunu düşünürken, bayrak yarışı mantığı geldi aklıma. Amaç bitiş çizgisine ulaşmaktan çok, elimizdeki bayrağı düşürmeden sonuca götürmek değil mi ? Yarış pistine hayattan bir dilim adını versek ve bu yolda her zaman hedefimizi görerek koşuyor olsak? Benim aklıma daha çok yattı açıkcası bu benzetme.

İşte bu benzetme de zaten 2 düşünceyi de yanında getirdi:

İlki, bayrağı her zaman elimizde taşıyor olmak, gayet ağır ve gittikçe de ağırlaşan bir yük kendisi. Bırakmak istesekte, bıraksak ilerleyebilsekte, en sona vardığımızda elimizde tutmak istediğimiz o bayrak olmayacak mı? Peki o bayrağı her zaman görüyor olmanın verdiği etki? Bayrağı tuttuğunuz halde işe yarayacağı zamanın bitiş çizgisinde olacağı? Her geçen gün daha da ağırlaşması; yaklaşıyor olsanızda yorulmaya başlamanızla gelen bırakma hissi...

Hadi götürdük bayrağı bitiş çizgisine diyelim. Aslında başlı başına bir yazı olabilecek bu 2.düşünce de tam bu noktada ortaya çıkıyor zaten: Bitiş çizgisinde bayrakla ne yapmalı? Hedefe doğru koşarken bütün düşünce hedefe yönelik ama ulaştıktan sonra insanın ne yapacağını hesaplaması zor. Koştuğun hedefe her yaklaştığın saniye, bu belirsizliği de bir o kadar kendine çekmek oluyor. Bir anlık amaçsızlık, hedefsizlik, uzun süredir koşulan bir yarışın bitmişlik hissi. Bu kısım zamanı geldiğinde anlaşılacak duygular içeriyor sanırım, fazla irdelemem yersiz. Ancak bazen korkuttuğu bir gerçek.

Bu kadar düşünce yeterli sanırım.

Koşmaya devam...